DOSYA 001 · SIZDIRILMIŞ MİT

MEDUSA

Kayıp Metamorfoz

Mitler çoğu zaman yalan söylemez. Yalnızca gerçeğin hangi kısmını anlatacaklarına karar verirler.

MYTH–001∙1838 words∙14 fragments

Tanrılar insanların başına gelenleri anlatmayı severler; fakat kendi yaptıklarının nedenlerini anlatmakta her zaman bu kadar cömert değildirler.

Bu yüzden bazı hikâyeler bize eksik ulaşır.

Bir adamın bir kadının başını kestiği söylenir.

Bir tanrıçanın o başı göğsüne taktığı söylenir.

İki çocuğun kesilmiş bir boyundan doğduğu söylenir.

Ve bütün bunlar doğru olabilir.

Yalnızca gerçek olmayabilir.

Çünkü hakikat, olan şeyden daha büyüktür.

Perseus yola çıkmadan önce Athena’nın tapınağına gelir.

Tanrıça ona düşmanının yüzüne doğrudan bakmamasını söyler. Elindeki tunç kalkanı öylesine parlatmıştır ki taş bile kendi yüzünü onda görebilir.

“Bakma,” der Athena.

“Yalnızca yansımasına bak.”

Perseus kalkanı kaldırıp kendi gözlerini görür.

Henüz bilmez:

İnsan bazen bir başkasına bakmamak için aynayı kullanır.

Bazen de ilk kez gerçekten görmek için.

Tapınağın gölgeli tarafında genç bir adam onları dinler.

Adı Yusuf’tur.

Athena onu doğurmamıştır.

Zaten insanlar sonradan Athena’ya Parthenos diyecek, onun hiçbir erkekle birleşmediğini anlatacaktır.

Bu da doğrudur.

Ama annelik her zaman doğurmak değildir.

Athena Yusuf’u çocukken tapınağına alır; ona harfleri, sayıları, taşın damarını, bronzun nasıl parlatıldığını, bir savaşın kılıç çekilmeden önce nasıl kazanıldığını öğretir.

Ona oğlum der.

Yusuf da uzun zaman ona anne der.

Athena tapınaktan ayrıldığında Yusuf Perseus’un karşısına çıkar.

“Medusa’yı öldürmeye gidiyorsun.”

Perseus şaşırmaz.

Tanrıların tapınaklarında sırların duvarlardan daha uzun yaşadığını bilir.

“Onu gördün mü?” diye sorar Yusuf.

Perseus güler.

“Onu gören taş oluyor.”

Yusuf gülmez.

“Ben gördüm.”

İşte yıllar sonra Perseus’un bir sofrada anlatacağı cümlenin kaynağı budur:

Onu gördüğünü söyleyen birine rastladım.

Fakat Perseus o sofrada Yusuf’un adını söylemez.

Çünkü bazı isimler unutulmaz.

Saklanır.

Yusuf bir süre susar.

Sonra Medusa’yı anlatmaya başlar.

Canavarı değil.

Kadını.

Saçlarının güneşte altın gibi parladığını söyler. Yürüdüğünde insanların konuşmayı bıraktığını, fakat Medusa’nın bunun farkında değilmiş gibi davranmasını…

Gülerken başını hafifçe yana eğdiğini…

Öfkelendiğinde dudaklarının titrediğini…

Tapınağın mermer basamaklarına oturup ayaklarını çıplak bıraktığını…

Ve bir keresinde Yusuf’un ona:

“Bütün erkekler sana bakıyor,”

dediğinde,

Medusa’nın:

“Sen de bakıyorsun,”

diye cevap verdiğini anlatır.

“Peki sonra?” diye sorar Perseus.

Yusuf kalkanın parlak yüzeyine bakar.

“Sonra tanrılar insanların güzelliğine karıştı.”

Başka bir şey söylemez.

Ertesi sabah Perseus yola çıktığında yanında Yusuf da vardır.

Athena ona izin vermemiştir.

Yusuf da izin istememiştir.

Uzun yollar dostluğu hızlandırır.

İki insan aynı ateşin başında uyuduğunda, aynı sudan içtiğinde ve bir diğerinin sırtını düşmana dönebildiğinde kan bağından daha eski bir bağ oluşur.

Perseus savaşmayı bilir.

Yusuf beklemeyi.

Perseus öne atılır.

Yusuf iki adım sonrasını görür.

Biri diğerinin eksik yeridir.

İnsanlık daha sonra bu iki adamı başka ülkelerde, başka zamanlarda, başka isimlerle yeniden anlatacaktır.

Çünkü insanlar hikâyeleri değiştirir.

Ama birbirini bulan iki dostun hikâyesini kolay kolay değiştiremezler.

Gorgonların yaşadığı yere geldiklerinde gece olmuştur.

Stheno uyur.

Euryale uyur.

Ve aralarında Medusa vardır.

Perseus önce kalkanına bakar.

Sonra nefesi kesilir.

Çünkü aynada gördüğü şey canavar değildir.

Canavarlığın içinde hâlâ saklanan bir kadındır.

Yılanların arasından görünen yüz…

Yorgundur.

Üzgün. Masum.

Ve güzeldir.

Perseus uzun süre kımıldamaz.

Yusuf fısıldar:

“Şimdi sen de gördün aşkı…”

Perseus cevap vermez.

Bazı cümlelerin cevabı aşktır.

Ve aşk çoğu zaman söylenmez.

Medusa gözlerini açar.

Perseus refleksle kalkanın arkasına çekilir.

Yusuf çekilmez.

Gözlerini kapatır.

“Yusuf?”

Medusa’nın sesi gecenin içinden gelir.

Bir insan yıllarca bir sesi özlerse, o sesi duyduğunda adının söylenmesi bile dokunulmak gibidir.

Yusuf dizlerinin üzerine çöker.

“Buradayım.”

Medusa güler.

Acı bir gülüştür.

“Beni öldürmeye mi geldin?”

“Hayır.”

“Yanındaki adam geldi.”

Perseus konuşur:

“Geldim.”

Bir sessizlik olur.

“Peki şimdi?”

Perseus kalkanındaki yansımaya bakar.

“Şimdi… Bilemiyorum.”

Medusa ilk kez uzun zamandır gerçekten güler. Masum bir gülümseme…

İnsanların korktuğu bir canavarın, kendisini öldürmeye gelen adamın kararsızlığını komik bulması tanrıların hoşuna gitmezdi.

Ama o gece tanrılar dinlemiyordu.

Ya da dinlediklerini sanıyorlardı.

Üçü günlerce konuşur.

Perseus Medusa’yı yalnızca kalkanından görür.

Yusuf gözlerini kapatarak onun yanında oturur.

Bazen Medusa ikisinin ortasına uzanır.

Ve garip olan şudur:

Medusa yıllarca insanların kendisine bakmasından korkmuştur.

Şimdi karşısında ona bakamayan iki adam vardır.

Ve hayatında ilk kez görülmediği hâlde anlaşılır.

Perseus ona Athena’nın planını anlatır.

Başını götürmezse Polydektes’in öfkesinden kurtulamayacaktır.

Athena ise Medusa’nın ölümünü istemektedir.

Medusa uzun süre susar.

Sonra:

“Öyleyse beni öldürelim,” der.

Yusuf ayağa kalkar.

“Hayır.”

“Benden geriye ne kaldı Yusuf?”

“Sen.”

“Bana kim dokunabilir?”

Yusuf elini uzatır.

Gözleri hâlâ kapalıdır.

Medusa elini onun avucuna koyar.

Yusuf taş olmaz.

Çünkü lanet bakıştadır.

Dokunuşta değil.

Medusa ağlamaya başlar.

Belki de Athena’nın asıl unuttuğu şey budur.

Bir insanın yüzünü lanetlemek onu sevgiden mahrum bırakmaya yetmez.

İnsanlar yalnızca sevgiyi çoğu zaman gözlerde arar.

Plan Yusuf’tan çıkar.

Belki Athena ona fazla iyi öğretmiştir, “Bir savaşın kılıç çekilmeden önce nasıl kazanıldığını.”

“Perseus Medusa’nın başını kesecek.”

Perseus ona bakar.

“Bu planın kötü kısmı burası mı?”

“Hayır,” der Yusuf.

“Kötü kısmı bundan sonra.”

Medusa’nın kanına dair eski söylentileri anlatır.

Gorgon kanının iki ayrı doğası vardır.

Bir yanı yaşamı söndürür.

Diğer yanı yaşamı geri çağırır.

Zehir ve ilaç aynı bedende dolaşır.

Ölümle hayat aynı kalbin iki odasıdır.

“Ya yanlış taraf akarsa?” der Perseus.

Yusuf Medusa’ya bakmadan gülümser.

“O zaman birimiz ölür.”

Perseus onun ne demek istediğini anlar.

“Hayır.”

Yusuf cevap vermez.

Medusa ise anlar.

“Hayır.”

Yusuf yine cevap vermez.

Çünkü insan kendisini feda etmeye karar verdiğinde başkalarının itirazı çoğu zaman yalnızca vedayı uzatır.

O günlerden sonra Medusa iki çocuğa gebe kalır.

Tanrıların soy kütükleri bu konuda yalan söyleyecektir.

İki çocuğun babasının Poseidon olduğunu yazacaklardır.

Tapınaklar bunu tekrar edecek.

Şairler tekrar edecek.

Rahipler tekrar edecek.

Ve yeterince uzun tekrar edilen her yalan gibi gelecek kuşaklar için mit olacaktı.

Ama Medusa iki adamı sever.

İki çocuk taşır.

Pegasos Perseus’un kanındandır.

Khrysaor Yusuf’un.

Aynı rahimde iki ayrı babanın çocuğunu taşımak ölümlüler için garip olabilir.

Fakat Medusa artık yalnızca ölümlü değildir.

Tanrıların lanetlediği bedenler, tanrıların koyduğu kurallara uymak zorunda değildir.

Gorgon kız kardeşler uyuduğunda gece yeniden çöker.

Bu kez Medusa gerçekten uyur.

Yusuf ona bir içecek verir.

“Acıyacak mı?” diye sorar Medusa.

Perseus cevap veremez.

Yusuf:

“Hatırlamayacaksın,” der.

Medusa Yusuf’un sesine doğru döner.

“Sen?”

Yusuf gülümser.

“Ben hatırlarım.”

Perseus parlak kalkanı kaldırır.

Medusa’nın yüzüne değil, yansımasına bakar.

Elindeki kıvrık bıçak ay ışığını yakalar.

Ve tarihin yazacağı şey gerçekleşir.

Perseus Medusa’nın başını keser.

Kesilen boyundan iki çocuk çıkar.

Pegasos göğe yükselir.

Khrysaor kanın içinden doğar.

Aynı anda iki ayrı kan akar.

Yusuf zehirli olan taraftadır. Perseus ilaç olan tarafta…

Perseus bağırır.

Medusa’nın bedeni sarsılır.

Yusuf yere düşer.

Perseus onu tutar.

Yusuf gülümser.

“Bunu Athena öğretti.”

“Ne öğretti?”

“Bir savaşta en değerli taşı bazen kendin feda edersin.”

Ve ölür.

Athena’nın oğlu, Athena’dan öğrendiği stratejiyle kendini öldürerek, Athena’yı ilk kez yenmiştir.

Perseus Medusa’nın başını götürür.

Athena zafer kazandığını düşünür.

Başı Aegis’ine yerleştirir.

Düşmanlarına gösterir.

Kralları taşlaştırır.

Orduları susturur.

Tapınaklarda insanlar:

“Medusa öldü,”

der.

Oysa Medusa görür.

Duyar.

Hatırlar.

Konuşamaz.

Yıllar geçer.

İnsanlar önünden yürür.

Kimi korkuyla bakar.

Kimi hayranlıkla.

Kimi yalnızca Athena’nın kudretini görür.

Hiçbiri Aegis’in üzerindeki gözlerin hâlâ yaşadığını bilmez.

Bir zamanlar bedeni yüzünden cezalandırılan kadın şimdi yalnızca bir yüze indirgenmiştir.

Ve o yüz bile kendisine ait değildir.

Athena onu silah olarak taşır.

Medusa’nın yıllar boyunca öğrendiği tek şey beklemektir.

Khrysaor büyür.

Babasının adını bilmez.

Ama annesinin hikâyesini bilir.

Perseus ona Yusuf’u anlatır.

Parlak kalkanı verir.

“Baban bunu yapardı,” der.

“Neyi?”

“Bir tanrının karşısına çıkmadan önce nasıl kazanacağını düşünürdü.”

Khrysaor Athena’nın tapınağına gelir.

Athena onu görünce annesinin gözlerini tanır.

“Buraya neden geldin?”

Khrysaor gülümser.

“Seni görmeye.”

“Bana meydan mı okuyorsun?”

“Hayır.”

Athena’nın sevmediği şey meydan okunması değildir.

Küçümsenmesidir.

Khrysaor bunu bilir.

“Annem senden daha güzeldi,” der.

Athena’nın yüzü değişir.

“Ne dedin?”

“Yusuf da seni seçmedi.”

İşte taş tam burada çatlar.

Çünkü tanrıların öfkesi çoğu zaman güçlerinden değil, yaralarından doğar.

Athena Aegis’i kaldırır.

Medusa’nın yüzünü Khrysaor’a çevirir.

“Bak annene.”

Khrysaor kalkanını kaldırır.

Ama o anda başka bir şey olur.

Medusa oğlunu görür.

Yıllardır kıpırdatmadan baktığı gözlerinden ilk defa bir damla yaş süzülür.

Yıllardır ilk defa kimi taşlaştıracağına kendisi karar verir.

Bakış kalkanın parlak yüzüne çarpar.

Ve Athena kalkanın üzerindeki Medusa’nın gözlerini görür.

Bir tanrıça için kendi yüzünden daha tehlikeli ne olabilir?

Önce elleri ağırlaşır.

Sonra ayakları.

Mermer teninden içeri yürür.

Athena bağırmak ister.

Sesi taş olur.

Kaçmak ister.

Bacakları taş olur. Gözlerini kalkandaki Medusa’nın gözlerinden alamamaktadır.

Sonunda yalnızca gözleri kalır.

Ve onlar da donar.

Athena kendi tapınağında bir heykele dönüşür.

Fakat ölmez.

Bilinçlidir.

Görür.

Duyar.

Konuşamaz.

Medusa’ya verdiği cezanın içine girer.

Tanrılar bile bazen adaleti ancak yaşadıklarında anlar.

Athena taşa dönüştüğü anda lanet çözülür.

Medusa’nın saçlarındaki yılanlar kıvrılır.

Birer birer sessizleşir.

Pulları altına dönüşür.

Altın saç tellerine.

Dişleri küçülür.

Derisi yumuşar.

Ve yıllardır Aegis üzerinde yaşayan kesilmiş baş, kanın kendi bedenini hatırladığı gibi bedenini hatırlar.

Et kemiği bulur.

Boyun omuzları.

Omuzlar kolları.

Kollar elleri.

Medusa yeniden doğmaz.

Kendisine geri döner.

Aynaya baktığında karşısında canavarı görmez.

Athena’nın tapınağındaki genç kadını görür.

Ama artık aynı kadın değildir.

Çünkü insan eski bedenine dönebilir.

Eski hayatına dönemez.

Perseus yaşlanır.

Sonra ölür.

Ölümlülük onun laneti değildir.

Doğasıdır.

Medusa onu gömer.

Pegasos babasının mezarı üzerinde uzun süre dolaşır.

Böylece Medusa bir adamı öldürülmeden kaybetmenin, bir diğerini ise öldüğü hâlde beklemenin ne demek olduğunu öğrenir.

Ve bir gün Medusa sakladığı küçük kabı çıkarır.

Yusuf öldüğünde akan yaşam kanından birkaç damla Perseus kurtarmıştır.

Medusa onu Yusuf’un dudaklarına sürer.

Ölü beden nefes alır.

Fakat zaman geri dönmez.

Yusuf aynı dünyaya dönemez.

Bu yüzden ona yeni bir isim gerekir.

İnsanlar onu:

Phidias

adıyla tanır.

Taşı diğer insanlardan iyi bilen bir heykeltıraş.

Elbette taşı iyi bilir.

Bir ömür boyunca sevdiği kadın taş olmamak için ona bakamamıştır.

Onu büyüten kadın ise şimdi taştır.

Phidias Athena’nın karşısında durur.

Taşlaşmış tanrıça hâlâ bilinçlidir.

Onu tanır.

Yusuf elini Athena’nın soğuk yanağına koyar.

“Anne.”

Athena’nın gözleri hareket edemez.

Ama Yusuf onun içeride olduğunu bilir.

“Beni çok iyi yetiştirdin.”

Sonra çalışmaya başlar.

İnsanlar Phidias’ın Athena’nın heykelini yaptığını sanır.

Yanılırlar.

O heykeli yapmaz.

Heykel zaten vardır.

Phidias taşlaşmış Athena’nın çevresine altın ve fildişi örer.

Zırhını yapar.

Giysilerini yapar.

Miğferini yapar.

Onu devasa bir tanrıça suretine dönüştürür.

Ve insanlar yüzyıllarca:

“Phidias’ın Athena Parthenos’u,”

der.

Kimse eserin merkezinde gerçek Athena’nın bulunduğunu bilmez.

Sanat tarihinin en büyük heykellerinden biri aslında bir heykel değildir.

Bir hapishanedir.

Ve Phidias’ın yaptığı tek şey kapısını güzelleştirmektir.

İşi bittiğinde Yusuf Athena’nın karşısında uzun süre durur.

Bir zamanlar gözlerini kaçırdığı annesine bakar.

Athena ona bakar.

İlk kez emir veremez.

İlk kez Yusuf gitmek için izin istemez.

Arkasını döner.

Eve gider.

Medusa bahçededir.

Güneş saçlarına vurur.

Altın rengi hâlâ oradadır.

Yılan yoktur.

Kalkan yoktur.

Ayna yoktur.

Yusuf kapının önünde durur.

Medusa ona bakar.

Yusuf yıllar önce yaptığı gibi gözlerini kapatmaz.

Medusa’nın yüzünde korku belirir.

Çünkü bazı korkular lanet kalkınca kaybolmaz.

“Yusuf…”

Yusuf ona doğru yürür.

Ve ilk kez gözlerinin içine doğrudan bakar.

Bir an geçer.

Sonra bir tane daha.

Taşa dönüşmez.

Hiçbir şey olmaz.

Medusa ağlar.

Yusuf elini yüzüne koyar.

Ve Medusa, hayatında ilk kez bir adamın ona bakmasından korkmaz.

İnsanlar daha sonra Medusa’nın bir canavar olduğunu anlatır.

Perseus’un onu öldürdüğünü anlatır.

Athena’nın onun başını bir silah olarak taşıdığını anlatır.

Phidias’ın Athena’nın heykelini yaptığını anlatır.

Bunların hiçbiri bütünüyle yalan değildir.

Çünkü mitler çoğu zaman yalan söylemez.

Yalnızca gerçeğin hangi kısmını anlatacaklarına karar verirler.

Ve bazen bir kadının hikâyesini değiştirmek için onun hakkında söylenenleri değiştirmeye gerek yoktur.

Yalnızca kimsenin sormadığı soruyu sormak yeterlidir:

Medusa neye dönüştü?

değil.

Medusa’ya ne oldu?

SONRAKİ SIZINTI

DOSYA 002 · YAKINDA

Başka bir mit, başka bir eksik tanıklık. Arşiv açık kalacak.